AION - Tıkla oyna


Kullanıcı Adı:
şifre:
şifreyi Anımsa
şifrenizi mi unuttunuz?     ÜYE OL

 Tüm Forumlar
 Genel Konular
 Serbest Bölüm
 Şiir,Güzel söz,deneme

Not: Bir yanıt gönderebilmek için kayıtlı olmalısınız.
Kayıt olmak için, burayı tıklayın!

Ekran boyutu:
Kullanıcı Adı:
şifre:
Biçem Modu:
Biçem: KoyuıtalikAltı ÇiziliÜstü Çizili Sola YaslaOrtalaSağa Yasla Yatay Çızgi Bağlantı EkleE-Posta EkleResim Ekle Kod EkleAlıntı EkleListe Ekle
   
Mesaj:

HTML KAPALI
Forum Kodu AÇIK
Smiley'ler (Yüz ifadeleri)
Gülümseme [:)] Büyük Gülümseme [:D] Karizmatik [8D] Utanmış [:I]
Dil [:P] Kötü [):] Göz Kırpma [;)] Palyaço [:o)]
Korsan [B)] 8 Nolu Top [8] Üzüntülü [:(] Utangaç [8)]
şaşırmış [:0] Kızgın [:(!] Ölmüş [xx(] Uykulu [|)]
Öpücük [:X] Onaylayan [^] Onaylamayan [V] Soru [?]

  İmzanızın eklenmesi için seçiniz.
Bu konuya abone ol.
    

K O N U      ı N C E L E M E
stoneowenman İletim - 12/08/2004 : 16:33:07
arkadaşlar bu bölümde gelin hepimiz hoşlandığımız şir,güzel söz,denemeleri bu forumda yayınlayalım.
İlk olarak bir şiir;
Güneşin Vedası

GÜNEŞİN VEDASI
Güneşin gökyüzüne vedasını izledim
Sessizce
Nasıl da üzgündü gittiği için
Utandı
Bir kızıllık yayıldı bulut yanaklarına
Anladı gökyüzü ışığının gittiğini
Sarardı, soldu
Çaresiz güneş son bir çırpınışla
Sarı bir Çiğdem uzattı
Özür dilercesine
Sevgiyle öptü gökyüzü sarı Çiğdemimi
Rengi yayıldı suskun dudaklarına
Birden sen geldin aklıma
Senin vedan ve gidişin
Parçalayıp kalbimi en derinden
İncitip, acıtışın
Güneş
Hiç değilse ayı ve yıldızları
Gönderdi sevdiğine
Bekle gelicem dercesine
Sense
Gözyaşı ve keder bıraktın
Sonsuza dek gittiğini
Bana böyle anlattın...
HOŞÇAKAL ARKADAŞIM
GÜNEŞİN VEDASI
Güneşin gökyüzüne vedasını izledim
Sessizce
Nasıl da üzgündü gittiği için
Utandı
Bir kızıllık yayıldı bulut yanaklarına
Anladı gökyüzü ışığının gittiğini
Sarardı, soldu
Çaresiz güneş son bir çırpınışla
Sarı bir Çiğdem uzattı
Özür dilercesine
Sevgiyle öptü gökyüzü sarı Çiğdemimi
Rengi yayıldı suskun dudaklarına
Birden sen geldin aklıma
Senin vedan ve gidişin
Parçalayıp kalbimi en derinden
İncitip, acıtışın
Güneş
Hiç değilse ayı ve yıldızları
Gönderdi sevdiğine
Bekle gelicem dercesine
Sense
Gözyaşı ve keder bıraktın
Sonsuza dek gittiğini
Bana böyle anlattın...
HOŞÇAKAL ARKADAŞIM
GÜNEŞİN VEDASI
Güneşin gökyüzüne vedasını izledim
Sessizce
Nasıl da üzgündü gittiği için
Utandı
Bir kızıllık yayıldı bulut yanaklarına
Anladı gökyüzü ışığının gittiğini
Sarardı, soldu
Çaresiz güneş son bir çırpınışla
Sarı bir Çiğdem uzattı
Özür dilercesine
Sevgiyle öptü gökyüzü sarı Çiğdemimi
Rengi yayıldı suskun dudaklarına
Birden sen geldin aklıma
Senin vedan ve gidişin
Parçalayıp kalbimi en derinden
İncitip, acıtışın
Güneş
Hiç değilse ayı ve yıldızları
Gönderdi sevdiğine
Bekle gelicem dercesine
Sense
Gözyaşı ve keder bıraktın
Sonsuza dek gittiğini
Bana böyle anlattın...
HOŞÇAKAL ARKADAŞIM
GÜNEŞİN VEDASI
Güneşin gökyüzüne vedasını izledim
Sessizce
Nasıl da üzgündü gittiği için
Utandı
Bir kızıllık yayıldı bulut yanaklarına
Anladı gökyüzü ışığının gittiğini
Sarardı, soldu
Çaresiz güneş son bir çırpınışla
Sarı bir Çiğdem uzattı
Özür dilercesine
Sevgiyle öptü gökyüzü sarı Çiğdemimi
Rengi yayıldı suskun dudaklarına
Birden sen geldin aklıma
Senin vedan ve gidişin
Parçalayıp kalbimi en derinden
İncitip, acıtışın
Güneş
Hiç değilse ayı ve yıldızları
Gönderdi sevdiğine
Bekle gelicem dercesine
Sense
Gözyaşı ve keder bıraktın
Sonsuza dek gittiğini
Bana böyle anlattın...
HOŞÇAKAL ARKADAŞIM
GÜNEŞİN VEDASI
Güneşin gökyüzüne vedasını izledim
Sessizce
Nasıl da üzgündü gittiği için
Utandı
Bir kızıllık yayıldı bulut yanaklarına
Anladı gökyüzü ışığının gittiğini
Sarardı, soldu
Çaresiz güneş son bir çırpınışla
Sarı bir Çiğdem uzattı
Özür dilercesine
Sevgiyle öptü gökyüzü sarı Çiğdemimi
Rengi yayıldı suskun dudaklarına
Birden sen geldin aklıma
Senin vedan ve gidişin
Parçalayıp kalbimi en derinden
İncitip, acıtışın
Güneş
Hiç değilse ayı ve yıldızları
Gönderdi sevdiğine
Bekle gelicem dercesine
Sense
Gözyaşı ve keder bıraktın
Sonsuza dek gittiğini
Bana böyle anlattın...
HOŞÇAKAL ARKADAŞIM

4   S O N      Y A N I T L A R    (En Son İleti ılk Sırada)
MetFC İletim - 27/08/2004 : 10:23:27
New blood joins this earth
And quikly he’s subdued
Through constant pain disgrace
The young boy learns their rules

With time the child draws in
This whipping boy done wrong
Deprived of all his thoughts
The young man struggles on and on he’s known
A vow unto his own
That never from this day
His will they’ll take away

What I’ve felt
What I’ve known
Never shined through in what I’ve shown
Never be
Never see
Won’t see what might have been

What I’ve felt
What I’ve known
Never shined through in what I’ve shown
Never free
Never me
So I dub thee unforgiven

They dedicate their lives
To running all of his
He tries to please them all
This bitter man he is
Throughout his life the same
He’s battled constantly
This fight he cannot win
A tired man they see no longer cares
The old man then prepares
To die regretfully
That old man here is me

What I’ve felt
What I’ve known
Never shined through in what I’ve shown
Never be
Never see
Won’t see what might have been

What I’ve felt
What I’ve known
Never shined through in what I’ve shown
Never free
Never me
So I dub thee unforgiven

You labeled me
I’ll label you
So I dub thee unforgiven

Metallica
OCTANE İletim - 21/08/2004 : 11:18:20
Acılar Denizi

Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...
stoneowenman İletim - 21/08/2004 : 10:57:11
Vakit gece yarısı... Ortada ses sada yok... Uzaktan bir iki köpek havlaması
duyuluyor o kadar. Rıfkı amcanın yüreği kıpır kıpır... Akşam üzeri hac işlemini
birlikte yaptırdığı müstakbel hacı arkadaşlarıyla vedalaşmış, evine gidiyor.
Birkaç gün sonra Allah nasip ederse mukaddes topraklara doğru yola çıkacaklar...
Bu duyguyu ailesi ve çocuklarıyla paylaşmak için aceleci...

Tenha sokakta ilerlerken, loş ışığı henüz sönmemiş bir evin önüne geldiğinde
pis bir koku burnunun direğini kırıyor. Öyle pis koku ki, midesi bulanıyor.

"Üüffff!" diyor gayri ihtiyari, "Bu ne pis bir koku Allahım. Leş kokusu bu
be..."
Koku sebebiyle sağına soluna bakınırken loş ışıklı penceireden bir ses
duyuyor ağlamaklı:
-Anne pişmedi mi daha?
Durup içeriye kulak kabartıyor. Duyduğu ses yüreğini dağlıyor:
-Az daha sabret yavrum. Az kaldı. Bir başka çocuk sesi. Diğer kardeşi
olmalı.
-Anne çok acıktım.
-Tamam oğlum pişiyor işte.
Pis koku insanın midesini bulandırıyor. Öğürmemek için çaba gerek.
Peki yavrularını teselli etmek isteyen annenin sesindeki mahzunluğa ne
demeli...
Rıfkı amca duramıyor:
"Ben altmış yaşıma gelmiş bir ihtiyarım. Merak ettim yahu. Bir gidip
soracağım." diyor kendi kendine.
O zamanlar terör nerde, öyle anarşist nerde? Kimin aklına gelir art niyet...
Üstelik biraz araştırsan herkes birbirini tanır. Hele Rıfkı amca ki, Erzurum'da
bilmeyen çıkmaz.
Biraz da bu cesaretle burnunun direği kırılsa da çalıyor kapıyı. Bir iki
tıklatıyor tabii. Sonunda kapı çekingen bir şekilde gıcırtıyla açılıyor.
Tamam işte, o leş kokusu içerden geliyor. Ama artık merak,
kokuyu bastırmıştır. Kapı aralındı işte. Gencecik bir gelin. Otuz otuzbeş
yaşlarında. Yüzüne yaşmak denilen cilbabını çekmiş kapı aralığından soruyor:
-Kim o?
-Benim kızım, ismim Rıfkı.
-Ne istersiniz?
-Yoldan geçiyordum. Sesler duydum. Halinizi merak ettim yavrum.
Müsaade ederseniz bu meraktan kurtulmak istiyorum.
O esnada zaten çocuklar da annelerinin eteğinden tutarak kapı aralığından bu
meçhul adama bakıyorlar, niçin geldiğini anlamak istercesine...
Rıfkı amca üstleri başlan loş ışıkta bile perperişan olan bu çocukların halini
görünce koyveriyor kendini. Dünyası allak bullak oluyor.
Ne haccın sevinci kalıyor yüreğinde, ne az önceki manevi heyecan. O yürek
şimdi bir sorumlulukla sarsılıyor. Bir mü'min olarak, bu gece vakti iki küçük
çocukla bu tenha sokakta loş ışığın altında hayat mücadelesi veren bu sahipsiz
genç kadının halinden sorumlu hissediyor kendini.
-Kimin kimsen yok mu kızım?
-Yok amca. Kocam öleli iyice naçar kaldım.
-Evine misafir olabilir miyim?
-Buyur gel ama...
Cümlenin sonundaki "ama"nın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor Rıfkı amca.
"Ne oturtacak misafir odam var, ne ikram edecek bir kahvem" denilmek isteniyor.
Ne fark ederdi ki, Rıfrı amca ne misafir köşesine kurulmak ne de kahve içmek
istiyor. Onun tek derdi bu kimsesiz ailenin halini öğrenmek.
Öğreniyor tabi. Yüreği kıyım kıyım kıyılarak öğreniyor. Kapıdan içeri girer
girmez dayanamayıp soruyor:
-Kızım bu pis koku ne Allasen.
Susuyor genç kadın. Dudaklan titriyor. Gözlerinden aşağı inen yaşları fazla
saklayamıyor. Başını kaldırıp şöyle bir bakıyor, gece yarısı belki de Allah
tarafından gönderilen nur yüzlü ihtiyara.
-Söyle yavrum çekinme söyle.
-Ölmüş köpek eti amca...
Ardından hıçkırıklarını koyveriyor anne. Başını Rıfkı amcanın omuzuna koyup
babasına sarılır gibi çaresizliğini anlatıyor:
-Çocuklarım aç amca. Kimsem yok. Ne yapaydım? Kime gideydim... Rıfkı amca taş
mı sanki? Kim dayanır o hale? Koskoca adam, çocukluğundan beri ilk kez
hıçkırarak ağlıyor, hem de çocuklar gibi:
-Allahım affet... Allahım affet!..
Çocuklar melül melül annesiyle birlikte ağlayan ak saçlı adamın yüzünden aşağı
süzülen yaşlara bakadursunlar, Rıfkı amca ani bir kararla anneyi omuzundan
tutuyor:
-Tamam kızım, artık ben yanındayım. Sen benim kızımsın, bunlar da torunlarım.
Hemen indir o leşi ocaktan. Bekleyin ben yarım saate kalmaz gelirim.
Kimsede konuşacak hal yok. Rıfkı amca kapıdan çıkar çıkmaz, ardından atlı
kovalarcasına koşuyor. Hem koşuyor hem söyleniyor:
-Hacca gitmiyorum bu sene... Hacca gitmiyorum... Allahım affet...
Hacca gitmiyorum...
Kendi evine vardığında evdekilerin yüreği ağzına geliyor. Eyvah, babalarına ne
oldu? Öyle ya Rıfkı amcanın göğsü körük gibi inip kalkıyor.
-Baba, bu ne hal.
-Hemen dediğimi yapın!
-Tamam da baba?
Ardından talimatlar yağdırıyor herkese: -Hanım, kullanmadığın ne kadar tabak
çanak varsa hepsini çıkart. Yastık yorgan, halı kilim ne varsa çıkartın. Bu
telaş üzerine Rıfkı amcanın diğer çocukları da başına üşüşüyor. Ama baba bu.
Kimse bir isteğim ikileyemez. Öyle bir saygı var o zaman. Rıfkı amca, hem
ağlıyor hem oğluna kızına torunlarına emirler
yağdırıyor tatlı tatlı:
-Sen badana boya için kireç vs tedarik et; sen keser çekiç çivi falan ayarla.
Sizler yastık yorgan çarşaf çıkartın. Sen un yağ şeker gibi erzak hazırla...
Haydi hemen yola çıkacağız!
"Eyvaah" diyor aile, "Rıfkı amca hac sevdasıyla aklını oynattı."
Çünkü gece gündüz hac için hazırlık yapan bu adam birden ne oldu da bu hale
geldi?
"Tamam bu iş burda bitti" diyor aile. Ama bakalım ne olacak?
Yarım saat sonra baba önde, yastık yorgan, mala çekiç, tencere tabak, ailesi
ardında. Rıfkı amca yine aynı heyecanla kapıyı tıklatıyor.
"Geldik yavrum, geldik!" diyor.
Rıfkı amcanın ailesi gördüğü manzara karşısında şaşkın. Herkes nerdeyse küçük
dilini yutacak. Ama az sonra işin sırrı anlaşılıyor. Bu kez görev taksimatı
hemen aracıkta yapılıyor. Mağdur anne ve çocukları hemen Rıfkı amcanın evine
misafir olarak götürülüyor. Çocukların yemekleri hazırlanacak. Güzelce yıkanıp
temizlenecek ve karınları doyurulacak.
Orda kalanlar da kadıncağızın evini oturacak hale getirecekler.
Sabaha kadar evin altı üstüne getiriliyor. Biri kapıyı pencereyi
tamir ediyor. Biri boyayı badanayı başlatıyor. Yastıklar yorganlar
yerleştiriliyor. Kilimler seriliyor. Ev sabaha bayram evi gibi hazırlanıyor.
Üstelik o gürültüyü ne bir komşu duyuyor, ne kimse rahatsız oluyor, hayret!..

Sabah ezanlanyla birlikte herşey tamam... Rıfkı amca ertesi gün huzura
kavuşmuş, belli... Sakinleşmiş halde, çocukları tekrar evinde ziyaret ediyor.
Erzak getirilmiş çuval çuval... Ayrıca hacca gitmek için ayırdığı parayı da genç
anneye teslim ediyor.

-Amca Allah senden razı olsun. Allah gönlüne göre versin.
Birkaç gün sonra... Hacı adayları yola revan oluyorlar... Rıfkı amca
arkadaşlarını yolcu ederken bir garip halde. O mübarek topraklara gidemediği
için yüreği buruk. Gerçi çaresiz bir annenin imdadına yetiştiği için de huzurlu.
Bu garip duygularla yol arkadaşlarını uğurlayıp, mahzun bir şekilde
arkalarından el sallarken, Rıfkı amcanın çocukları, babalarının bu haline
doğrusu çok üzülüyorlar.
İkibuçuk ay boyunca hacdan dönen arkadaşlarının yolunu gözlüyor Rıfkı amca.
Hiç olmazsa onlardan dinleyecek o mübarek yerleri...
Ama Rıfkı amcanın ailesi bir kere daha şaşıracak. Çünkü hacdan dönen
arkadaşlarının soluk aldığı ilk yer Rıfkı amcanın evi. Herkes Rıfkı amcaya
gelip, hürmetle elini öpmek için eğiliyor. Rıfkı amca bile şaşkın:
-Hayırdır, hacdan dönen sizsiniz. Ben size gelecekken?
-Sen oradaydın. Bizden sonra nasıl gittin? Bizden önce nasıl döndün Hacı
Rıfkı?
-Yanılmış olmayasınız.
-Nasıl yanılırız Hacı Rıfkı, Bize bu yeşil akikleri hediye vermedin mi?
Rıfkı amcanın buğulu gözleri uzak ufuklara dalıp giderken, hacı arkadaşları
hala, ellerindeki yeşil akikleri Rıfkı amcaya gösterip onu inandırmaya
çalışıyorlardı.
OCTANE İletim - 17/08/2004 : 11:38:16
Yalnız Bir Opera / Murathan Mungan

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki
gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin


Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.


Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu


Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.

Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını


Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
kalmıştı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.

Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.


Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...

Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
çağrışımlarla ödeşemezsiniz
dışarıda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla

Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saatin tiktakları
kaplar tekin olmayan göğünüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara
boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
alınmaya
kendimizi hazırlar gibi
yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar


denemeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar


Bana Zamandan söz ediyorlar
Gelip size Zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
Zaman
Alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
yerlerden
bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
Bitmişsinizdir.

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini
kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.

Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır


ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir ise yaramadıysa
Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda


Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her çağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
unuttuklarını hatırlamaktan
uzak uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocuklarla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı. bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
Aşk... Bitti. Soldu şiir.
Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden


Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani çoğalarak
tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
panayır yerleri... panayır yerleri...
ölü kelebekler... ölü kelebekler...
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
Adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BİRAZ GEÇİKİLEN
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey

şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözüklerin gücünden


Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren

0.08 Snitz Forums 2000