Polonya menşeli CD Projekt Red'in "göz bebeği" RPG serisi The Witcher, üçüncü kez The Witcher 3: Wild Hunt ile karşımıza çıkıyor. Xbox One, PlayStation 4 ve PC platformları için uzun süredir hazırlanan, teknik sorunlar nedeniyle ciddi ertelemelere maruz kalan yapım nihayet bizimle oldu. Firma Witcher 3'ün ertelemelerden sonra "çok iyi" olacağının sözünü vermişti, peki gerçekten öyle mi?

Öncelikle söylemem gerek, Wild Hunt'ın dünyası aşırı derecede büyük. Öyle ki, oyunun başlarında birçok sefer kırsal bölgelerde kendimi kaybolmuş şekilde bulduğumu söylemeliyim. Her kuytu köşe, her bucak bir "cana" sahip ve yaşayan bir dünyanın içindeyiz. Oyunda ne zaman bir görev yaparsanız yapın, bazı şeyleri değiştirdiğinizi hissediyorsunuz. Sanırım The Witcher 3'ten en çok yakınabileceğim nokta da bu, o kadar çok şey yapıyoruz ki! Firma bu noktada hiç olmadığı kadar iyi iş çıkarmış ve Geralt'ın dünyası "yaşayan" bir hâle getirilmiş. Yıllarca hatırlanacağını, klasikleşeceğini düşündüğüm The Witcher 3: Wild Hunt, yeni nesil konsolları almak için bile başlı başına bir sebep olabilir.

Witcher 3'te Geralt ve onun dünyasında düzinelerce saat harcadım ve emin olun birçoğunu görmedim, sanırım görmem için de saatten çok aylar gerekecektir. Her ne kadar hikâye sıradan gibi gözükse de, asıl ihtişamı ve ağırlığı karşılıklı diyalogların arkasında saklı. Bir kadının kızartma tavasını ararken veya Bloody Baron'la uğraşırken, hepsinin ayrı bir duygusal yoğunluğu mevcut. Bu da çoğu oyunun becerebildiği bir iş değil. Ayrıca başka oyunların pek üstüne gitmediği birçok instance da mevcut.

Eğer hızlı oynarsanız, ana senaryoyu 50 ya da 60 saat içinde bitirmeniz olası gözüküyor fakat yan görevler, diğer etkinlikler hepsi sizi içine çekmeyi başarıyor. Hatta bazı yan görevler, ana görevlerden bile daha ilgi çekici durumda. Ortalama bir RPG oyuncusu, Geralt'ın dünyasında en azından 200 saatliğine kaybolabilir ve bunun her dakikasına bayılabilir. Dallanan yollar, seçimler mevcut. Üstelik bu seçimler "siyah ve beyaz" şeklinde ikiye ayrılmıyorlar, oldukça gerçekçi bir şekilde uygulanıyorlar. Bu seçimleri yaparken, fedakarlıkta da bulunmuş oluyorsunuz.

Daha önce herhangi bir Witcher oyunu oynamayanlar için, Wild Hunt'ta hem geçmişten gelen tanıdık özellikler mevcut, hem de tamamen yenileri. Yeni başlayanlar için Wild Hunt, tamamen bir açık dünya oyunu tecrübesi ve dev bir alana sahip. Bölümler kendi aralarında ayrılıyorlar ve hepsi de kendi içinde kocamanlar. Üstelik hiçbiri kolayca tamamlanmıyor çünkü içlerinde bolca gizli hazineler, yan görevler ve dahası bulunuyor. Dolayısıyla hızlıca geçip atlamak da mümkün olmuyor.

Her ne kadar oyunda çoğu zamanı diyaloglara harcasak da, oynanış da aynı şekilde çeşitli. Savaşlar hâlâ merkezde yer alıyor. Üstelik diğer yapımlara göre oldukça akıcı bir hâlde ilerliyor. Wild Hunt'ta iki çeşit saldırı seçeneği var: ağır ve hafif. Bunları birleştirip saldırmak da mümkün ve zaten daha önce oynadığınız aksiyon oyunlarından tanıdık geleceklerdir. Witcher 3'ü onlardan ayıran nokta ise iksir ve yağlar oluyor, tabii ki büyü kullanımı da.