Sporda, bazen olaylar tamamen sizin kontrolünüz dışında olur ve sadece uzaktan izlemek durumunda kalırsınız. Bazen ise tamamen olayın içinde olur, kahraman ya da başarısız olursunuz. Rocket League bu iki durumu da hemen her maçta sayısız defa yaşadığınız bir oyun. Size verilen çok çok hızlı bir arabayla, ancak 1 belki 2 saniye kontrol edebildiğiniz bir topu ya rakiplerinizin hayallerini yıkmak için kullanacak ya da başaramadığınız her an için çıldıracaksınız. Hiç durmayan bir futbol oyununa hazır mısınız?

Oyunu biraz edebi biraz gerçekçi aktardıktan sonra, yavaş yavaş oyunun derinliklerine girebilirim. Rocket League'de sürekli anlık hızlı kararlar vermek durumunda kalıyorsunuz. Eğer benim gibi sürekli topun yanında olan bir oynama tarzınız varsa, topun beklenmedik yerlere gitmesine, beklemediğiniz anda rakip oyunculardan müdehaleler gelmesine hazır olmalısınız. Ya da daha plancı dediğimiz tarzda bir oyuncu iseniz, uzaktan birbirine çarpışan arabaları izler ve "o an" için tetikte beklersiniz. Ama sürekli topun yanında olmaktansa, uzakta bekleyip topun gideceği yeri iyi kestirmenin sizi daha iyi bir Rocket League oyuncusu yapacağını söylemeden geçmeyeyim.

İşin içinde araba varsa, engeller olmadan olmaz diye düşünebilirsiniz. Duvara çarpan arabalar, bir yerlere takılıp savrulmalar hemen her arabalı oyunda karşılaştığımız bir şey. Ancak bu oyunda yok. Oyun tamamen hız üzerine kurulmuş. Yani oyun, sizin durmanızı istemiyor. Devamlı hareket halinde olmalı ve oyunun dinamiğini artırmalısınız. Bu sebeple, maç sahasının köşeleri oval yapılmış. Hızla yaklaştığınız sahanın köşelerine çıkıp tekrar inebiliyorsunuz. Eh, bu her zaman iyi sonuçlanmıyor tabii ki.

Hep arabalardan konuştuk, biraz da şu nereye gideceği hiç belli olmayan toptan bahsedelim. Öncelikle oyunda genel olarak iyi bir fizik olduğunu söyleyeyim. Her ne kadar iki kişi aynı anda topa vurduğunda topun hareketini tahmin etmeniz mümkün olmasa da, amacı tamamen hız ve eğlence olan bir oyun için gayet iyi. Ki bu tahmin edememe durumu da sizi devamlı topun peşinde olmaktan çok, fark yaratabileceğinizi hissettiğiniz anda topla temasa geçmenize yardımcı oluyor. Bir şekilde gol atmayı başardığınızda ise, o meşhur topumuz patlıyor ve etrafa bir patlama etkisi yayıyor.

Oyunu henüz denememişseniz ve şu an bunu okuyorsanız, aklınızdan geçen o kıvrak fikri hemen yok etmeliyim. Oyunda topu kontrol etmeniz mümkün değil. Önde olduğunuz bir vakit, topu bir şekilde kontrolünüze alıp skor avantajını kullanmanız söylenemez. Zaten oyunun öyle bir kendini oynatması var ki, ister yenin ister hiç umudunuz olmasın, en iyisini yapma isteğini hiç yitirmiyorsunuz. Ancak bu kıvrak fikri yok etmiş olmam oyunda hiç taktik geliştiremeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Bir süre oynadıktan sonra fark ediyorsunuz ki, arabanızı farklı şekillerde kullanabiliyorsunuz. Her zaman ileri hızlandırmanız gerekmiyor, bazen geri hatta yana doğru da yönlendirebiliyorsunuz. Arabanızı zıplatabiliyor olmak da, futboldaki o kafa vuruşunun karşılığı oluyor. Ayrıca, her zaman amacınızın topa vurmak olmasına gerek yok. Bazen topun arkasındaki arabaya vurup topu istediğiniz yöne yönlendirebiliyorsunuz.

İçerik olarak ise, çoklu oyuncu haricinde tekli oyuncu seçenekleri de mevcut. Rookie mod diye bir oyun seçeneği var ki, bana sorarsanız egzersiz anlamında training moddan daha iyi. Topun peşinde tüm hıncıyla birileri olmadan, istediğiniz gibi goller atmaya çalışabilir istediğiniz şekilde sahada bulunabilirsiniz.

Son olarak, Rocket League'in en büyük keyfi, oynadığınız her maçta devamlı olmak üzere birbirinden farklı plan yapmak durumunda olmanız. Bu da her oyunu aslında birbirinden ayıran bir durum. Ve sizi çok farklı duygulara götüren bir oyun olduğunu da söylemeliyim. Temel olarak eğleniyorsunuz ama bunun yanında bazen anlamsız kahkahalar, çok müsait bir pozisyonda kaçırdığınız bir golden sonra kahredici anlar yaşayabiliyorsunuz. En önemlisi ise, oyun futbol ve araba gibi iki eğlenceli öğeyi çok güzel birleştirmiş. Bize de oynamak düşer.