Almanya menşeli firma Daedalic Entertainment, 2013 yılında Goodbye Deponia'yı satışa sunduğunda, serinin artık bittiğini sanmıştık ve öyle de olması gerekiyordu. Deponia Doomsday'in duyurulması, Rufus'un geri dönüyor olması ise tüm macera oyunlarını sevenler için şaşırtıcı oldu. Serinin yakaladığı başarıyı düşünürsek ise herkes memnun olmalı çünkü Deponia Doomsday, yeni karakterler ve tanıdık yüzler, yine çılgın bulmacalar, acayip sürprizler ve komik gariplikler barındırıyor. Tabii ki buna "twist" dolu bir bitiş de eşlik ediyor.

Oyunun hikayesi, sevilen kahramanımız Rufus'un, bir mühendis olan McChronicle ile tanışmasıyla başlıyor. Adının da ipucu vereceği gibi, McChronicle bir zaman makinesi yapıyor ve bu makineyle kazalardan, gerçekleştikten sonra kaçmak mümkün hâle geliyor. Her ne kadar Rufus başta bazı aksilikler yaşasa da, denemelerden sonra işler değişiyor. Aslında konu genel anlamıyla eskisiyle aynı: Deponia kıyamet gelmeden kurtarılmak zorunda!

Tıpkı önceki oyunlarda olduğu gibi, Deponia Doomsday'de de grafikler ve görseller özenle tasarlanmış. Parlak renklerin hakim olduğu yapımda çok çeşitli nesneler, alanlar bulunuyor ve bunlara karlı alanlar, kuleler ve karnavallar dahil. Ayrıca oyunda her taraf ayrıntılarla, küçük detaylarla dolu ve özen gösterildiğini çok belli ediyor. Gezinirken lekeli duvarlar, bitki örtüleri, fenerler ve çeşitli askeri malzemeler görmek mümkün. Özellikle Elysium bölgesi çok güzel ve kendinizi devasa bir oyun parkında gibi hissediyorsunuz. Kısacası, oyunda genel olarak grafikler ve görsel efektler oldukça başarılı duruyor. Deponia Doomsday'in müzikleri ise alışılmadık bir tarza sahip. Her ne kadar "ucuz" oyunlardaki tarzları andırsa da, işin ilginç yanı Doomsday'e harika uymuş. Oyun beni işitsel anlamda da tam anlamıyla tatmin etti.

Karakterler, önceki oyunlardaki gibi yine çizgi film vari, kara kalemle çizilmişler ve acayip saçlara, garip kıyafetlere sahipler. Rufus bir pilot şapkası, frak mont ve pantolon giyiyor. Oyunda ayrıca McChronicle'ın yanı sıra Maggot adlı bir karakter de var ve kendisi özellikle The Whispered World'den Spot'u fena halde hatırlatıyor. Aslında birçok karakteri önceki oyunlardan tanıyacaksınız ama arada yenileri de yok değil.

Aslında oynanış olarak Doomsday de diğer Deponia'lar gibi epey başarılı ama hikaye yer yer kendini tekrar ediyor ve bazen eğlence bir tık aşağı düşebiliyor. Buna rağmen şöyle bir avantaj var, tamamen yeni bir oyun havasında olduğu için serinin bir önceki yapımlarını oynamaya gereksinim duydurtmuyor. Yani isteyenler direkt olarak Deponia Doomsday'den başlayabilirler, her ne kadar bunu pek tavsiye etmesem de.

Genel olarak, Deponia Doomsday ilginç senaryosuyla, çizgi film görünümlü mekanlarıyla, komik karakterleri ve şaşırtıcı diyaloglarıyla uzun, eğlenceli saatler vaad ediyor. Eksikler ise yok değil, var. Örneğin; senaryonun kendini yer yer tekrar etmesi, bulmacaların zamanlı olması can sıkabiliyor. Yine de, her macera oyunu severin oyun kütüphanesinde mutlaka olmalı derim. Üstelik Steam'de Türkiye'ye indirimli fiyatla da satılıyor. Her ne kadar Türkçe dil desteği olmasa, da yurtdışına nazaran fiyat avantajı güzel bir durum.