Decay: The Mare, ilk olarak Xbox Live Arcade'de dijital olarak Xbox 360 için satışa sunulan bir oyundu ve üç bölümden oluşuyordu. Açıkçası oyunu Steam'e gelene kadar daha önce duymamıştım ve PC için de üç bölümü bir arada yayınlanmış.

Oyunda teknik olarak bir "hikaye" var fakat açıkçası anlatım sizi pek de içine çeken cinsten değil. Ana karakterimiz Sam adlı bir bağımlı ve rehabilitasyon için Reaching Dreams adlı bir merkeze geliyor fakat ilk gecesinde beklenmedik şeyler oluyor ve bir kabusun içine sıkışıyor. Peşinde bir yaratığın olduğunu düşünen Sam'e biz de bu yolda yardımcı olmaya çalışıyoruz. Decay: The Mare'de sizi oynamaya motive eden şey zaten senaryo değil, daha çok ürkütücü atmosfer ve bulmacalar oluyor. Kaldı ki zaten türe aşinaysanız, bir oturuşta bitirebileceğiniz bir oyun diyebilirim.

Oyunun temel mekaniklerini öğrenmek epey kolay. Zaten her şey point and click türünde hazırlanmış ve tek yapmanız gereken bir yere tıklayıp oraya gitmek ve nesnelerle etkileşime geçmek oluyor. Ekranın köşelerinde oklar bulunuyor ve bunlara tıklayınca o yöne doğru gidiyorsunuz. Diğer point and click oyunlarından farklı olarak, hareketler biraz daha kısıtlı olmuş ve ben açıkçası bu yöntemi pek sevemedim. Bazen kafa karıştırıcı olabiliyor ve birbirine benzeyen koridorlar arasında gezip duruyorsunuz. Yine de bir "yardımcı" bulunuyor ve buna tıkladığınızda size ne yapmanız gerektiği konusunda bilgi veriyor. Ayrıca oyun içinde bulduğunuz her nesnenin de bir kullanım alanı oluyor ve bunlardan bulmacaları çözerken yararlanıyorsunuz. Bulduğunuz sıradan bir resmin arkasından bir anahtar çıkabiliyor veya bir odunla, taşı birleştirerek balta hâline getirebiliyorsunuz.

Decay: The Mare'in oynanışı zaten bulmacalara dayanıyor ve devamlı karşınıza çözecek yeni bulmacalar çıkıyor. Bunların birçoğu epey kolayken, arada sırada zorladığı hatta içinden çıkılamaz hâle geldiği de oluyor. Açıkçası bazı yerlerde YouTube'u açarak çözüm videolarına göz atarak geçtim. Çok yaratıcı olmasalar da, gergin atmosferle birleştiklerinde sizi oyunun başında tutan bir etken oluyorlar. Yine de genel olarak oynanabilirlikten çok memnun kaldığımı söyleyemem. Devamlı odadan odaya geçmek, aynı şeyleri yapıp durmak bir süre sonra sıkıcı hâle geliyor ve oyun da zaten sizi yeterince germediği için canınız sıkılıyor. Yine de kısa süresi sayesinde çok sıkılmadan bitirmiş oldum.

Grafikler için ne olumlu, ne olumsuz konuşabilirim. 2.5 boyutlu bir arkaplanda oynuyoruz ve karakterimizi görmüyoruz. Renk kullanımını ve sanatsal çalışmaları beğendim ama yine de yer yer kendini tekrar ediyorlar. Sesler ve seslendirmeler ise hoşuma gitti. Aynı şekilde ana tema müziği de hoştu ve sanki bir Silent Hill veya Resident Evil'dan fırlamış izlenimi yarattı.

Geçmişte Myst oyunlarını deneyip sevdiyseniz veya klasik point and click yapımları hoşunuza gidiyorsa, azıcık gerilip, azıcık bulmaca çözmek isterseniz Decay: The Mare'i deneyebilirsiniz. Bunun dışında açıkçası oyun pek fazla bir şey vaad etmiyor ve hayal kırıklığına da uğrayabilirsiniz.